MENÜ

Köpek Psikolojisi


Köpek Psikolojisi, Yavru Köpek Psikolojisi, Ergin Köpek Psikolojisi, Yaşlı Köpek Psikolojisi, Köpek Davranış Psikolojisi, Köpeklerde Psikolojinin Eğitime Etkisi, Köpeklerde Psikoloji, Köpeklerde Sosyalleşme, Köpeklerde Asosyallik Oluşumu ve Çözümü gibi konularda çiftliğimizi arayarak ayrıntılı olarak bilgi alabilirsiniz.

Köpeklerin Temel İç Güdüleri

Yavru Köpek Eğitimi Temel Esaslar


Köpekler insanların sahip olması gereken tüm erdemlere sahip buna karşılık insanların sahip olduğu şeytani düşüncelerden uzak canlılardır.

Yaşamlarına canlıların en temel içgüdüleri olan beslenme, üreme ve barınma yön verir.

Genlerine kodlanmış bilgilerin ( örneğin hiç görmediği, bilmediği halde doğurma eylemini bir başına gerçekleştirmesi gibi ,.. ) yanı sıra deneme yanılma yöntemi ile kendilerini, yeteneklerini geliştirip yaşama tutunurlar.

Evrimleşme sürecinde kazanılan bu yetenekler genlerine kazınarak gelecek kuşaklara aktarılır.

Köpekler vahşi doğada yalnız başına yaşayan değil, sürüler halinde yaşayan, türüne özgü hiyerarşisi olan, ast üst ilişkisinin de şekillendirdiği sosyal bir statü içerisinde yaşarlar.

Kendine özgü aile yaşantısı içerisinde sosyal bir statünün de rol aldığı hiyerarşik bir düzende yaşayan bu canlılar, evrimleşme sürecinde insanla bir arada yaşayarak evcilleşme den önce de sonra da aynı doğal, temel özelliklerini kaybetmeden günümüze kadar gelmişlerdir. Bu arada insanla birlikte yaşayıp, beslenip, barınıp vahşi doğadan uzaklaşarak zaman içerisinde avlanma, beslenme, yön bulma gibi yetileri körelmiştir. İhtiyaçları insan tarafından karşılanan bu köpeklerde artık vahşi doğada yaşaması zor, insana mahkum canlılar haline gelmişlerdir .

Zaman içerisinde insanların ihtiyaçlarına yönelik değişik türde ve boyutta, karakterde, yetenekte [ Arama, korunma, avlanma ( Av hayvanının türüne göre ayrı ayrı ) arkadaş, hatta bugün kanser teşhisi yapabilecek gibi] 400 civarı köpek ırkı türetilmiştir.

İnsanlığını kaybeden insanlar gibi evcilleşme ve evrimleşme döneminde köpekleşen bu canlılar bilinçsiz insanların elinde köpekliklerini de kaybedip aslına da rücu edebilirler.

Köpekler ve sahipleri bu yüzden mutlaka profesyonel anlamda eğitilmeli ve ortak dil oluşturulmalıdır. Yoksa köpek ırkı gözetmeksizin insan dostu Golden Retriever´da dahil olmak üzere diğer canlılara, insanlara hatta sahibine saldıran, ısıran, dediğim dedik canlılar ortaya gelebilir .

Alfa denilen liderlik vasfı ve agresyonu yüksek köpekler için de yaşadığı sürünün (Ki bu sürü birlikte yaşadığı insan ailesidir) başına geçip sürünün lideri olmak ve altındakilerin ast-üst ilişkisi çerçevesinde kendisine kayıtsız şartsız itaat edilmesini ister. Bebeklikten itibaren başlayan bu süreç ergenlik çağında ivme kazanarak doruk noktaya ulaşır. Ailesinin üyelerini bir bir kendi türüne has yöntemlerle sınayarak, statüsünü yukarıya en tepeye kadar taşımak ister. Yemeğini veya onun için değerli olanı bahane edip hırlar, diş gösterir hatta tutumumuza göre ısırır ve tepkimize göre bizi gözünde bir yere oturtur. Karakteri oturduktan sonra bunu değiştirmek, kazanılmış hakları, düşünceleri, bakış açılarını değiştirmek imkansızlık derecesinde zordur. Bu yüzden ilk günden itibaren bilgi sahibi olmak, karşımızdaki canlının tür ve ırk özelliklerini, düşünce yapısını, beden dilini öğrenip ortak bir dil oluşturup sorumluluklarımızı üstlenmemiz gerekir.

GREENDOG


Ülkemizde "hayvan psikolojisi" yakın bir gelecekte bir bilim dalı olarak kabul görecektir. Çünkü gerçekler bir adım ötemizde, onu yakalamak için sadece biraz uzanmamız ve kafalarımızı gömdüğümüz kumdan çıkarmamız lazım!


İnsan gibi, köpek de sadece içgüdüler ve dış uyaranlar tarafından pasif olarak harekete sürüklenen, basit bir organizma değildir.


Köpekte Kişilik Kavramı


İnsanoğlu, köpeğin zihinsel yeteneklere sahip olduğunu, oldukça geniş bir öğrenme yeteneğinin bulunduğunu, kendi çapında bir takım problemleri çözebildiğini, hatta yorum yapabildiğini yavaş yavaş kabul etmeye başlamıştır. öğrenme yeteneğine sahip bir canlının, bu yeteneğiyle orantılı olarak, bir kişiliğe de sahip olacağı gözardı edilemez. Kişilik sadece insanlara mahsus bir özellik değildir. Az da olsa düşünebilen ve birtakım duygulara sahip olan bir fertte, farklı çevre ve öğrenme şartları nedeniyle, diğer fertlerden tamamen farklı bir kişilik şekillenecektir.


Bunu köpeklerde çok iyi izlemekteyiz. Irk, cins ve yaş olarak birbirinin aynı kardeş köpekleri incelersek, istenildiği kadar eşit şartlarda bakılsın, eşit muameleye tabi tutulsun, yine de kişilik olarak birbirinden çok farklı oldukları gözlenecektir; zira biz aynı şartları sağladığımız iddia etsek bile, hayvanlar çevreden aynı şeyleri öğrenemezler. Bir köpeğin saniyeden daha kısa sürede görüp algıladığı herhangi bir uyaranın, yanındaki köpek tarafından da mutlaka aynı şekilde algılanacağı söylenemez. Halbuki, bu kadar kısa sürede oluşan bir öğrenme olayı dahi, kişilik gelişimi üzerinde etkili olabilmektedir.


İnsan gibi, köpek de sadece içgüdüler ve dış uyaranlar tarafından pasif olarak harekete sürüklenen, basit bir organizma değildir. Davranışların yönlendirilmesinde yaşamda öğrendikleri (ödül ve cezalar) önemli rol oynar.

Aksi olsaydı, bugün köpek okulları diye bir kavram olmazdı.


Köpek henüz derecesini bilmediğimiz bir öğrenme kapasitesiyle, çevresindeki olaylara değişik anlamlar vermekte ve bu olaylarla kendi tepkileri arasında farklı bağlantılar kurmaktadır. Köpekler arasındaki kişisel farklılıklar genetik ve içgüdüsel olduğu kadar, olayları farklı öğrenme, farklı algılama ve farklı yorum yapma neticesi olarak da ortaya çıkmaktadır. Bu bir kişilik örneğidir ve bir canlıda kişilik gelişimi, kişilik problemlerini de beraberinde getirmektedir. Bunun da temelinde yine öğrenme yatmaktadır.


Köpek doğduğu günden itibaren çevresini tanımaya ve öğrenmeye başlar, duyum organları vasıtasıyla içi ve dış dünyasının farkına varır. Türüne has olan birçok özelliği, kalıtım yoluyla getirmiştir. Ancak bu özelliklerin sayısı sonradan öğrendiklerinin yanında çok sınırlıdır. Gelişimiyle beraber, çevresiyle karşılıklı etkileşimlerinin kişilikler arasındaki farklılaşmaya yol açtığını net olarak gözleyebildiğimiz bu hayvan türü için "kişilik" veya "şahsiyet" kavramlarının kullanılması yanlış olmayacaktır.


Peki Hayvan ve İnsanın Psikolojik Yapısı Arasındaki Farklar Nelerdir?

Çok genel bir yaklaşımla, en önemli farkın öğrenme kapasiteleri arasındaki fark olduğunu söyleyebiliriz; zira insan ve köpekte birçok davranışın nedeni yaşam sırasında öğrenilenlerdir. İnsanın öğrenmesinde de ödül ve cezalar önemli yer tutar.Takdir edilen davranış yerleşir, olumsuz neticelere sebep olan davranış terk edilir.


Bebekte olduğu gibi, yavru köpeğin de çevreden gelen uyarımlara tepkisi çok sınırlıdır. Gelişimiyle beraber, öğrendiklerinin artmasına paralel olarak, tepkileri de artacaktır. Canlılara davranışa iten iç ve dış uyaranlardır. Bu uyaranlara gösterilen tepkilerin çeşitliliği, canlının gelişim seviyesine göre değişir. Bu noktada köpek ve insanla bir kıyaslama yapılırsa, insanın bu uyaranlara gösterdiği tepki potansiyelinin köpeğinkinden yüzlerce kez daha fazla olduğu görülür. Ama aslında birçok temel davranış insanda, köpekte ve hatta farede bile aynıdır. Bu nedenle insan ve köpek, hatta daha da genellersek, insan ve hayvan davranışları arasındaki fark niceldir (tepki sayısı). Bu temel yapı farklı olsaydı, hayvanlar üzerinde yapılan deneyler insana genellenemez ve yapılan deneylerin sonuçları, insan davranışlarını açıklamada kullanılamazdı.


İnsan ve hayvan psikolojisi arasındaki en önemli benzerliklerden biri ise öğrenmeye duyulan meraktır. Bu iki canlı türü de, merakları sayesinde öğrenmeye son derece heveslidir. Bu merak yitirildiği zaman öğrenme arzusu da kalmaz. İnsan eğitimcileri, eğitimde merakın önemini çok iyi bilirler. Ben, köpekten daha meraklı bir hayvan olduğunu sanmıyorum.


Köpeklerde Davranış Bozukluğu Asosyallik Oluşumu Nedenleri ve Çözümleri

Köpeğin ırkı ne olursa olsun ki bu bir Golden cinsi köpek dahi olsa asosyal bir köpekle yaşamak tehlikeli bilinen Pitbull, Doberman, Rottweiler vs. ırkından bir köpekle yaşamaktan çok daha zor ve tehlikelidir.

Köpeğin köpeklere, diğer hayvanlara, insanlara, veteriner hekimlere ve iğne batması, su, banyo yapma, araba, gök gürültüsü, yıldırım sesi, silah sesi , korna sesi, elektrikli süpürge, fön makinesi, tasma kayış vs gibi dış etkenlere karşı asosyal olmaya iten çeşitli sebepler vardır.

Öncelikle temel olarak canlılar bilmedikleri, anlamadıkları, çözümleyemedikleri onlara yeni olan şeylerden ve onlara acı veren etkenlerden korkarlar.
Ayrıca onlara acı veren etkenlere karşı da korkuyla dolup bunları fobi haline dönüştürürler.

Canlılar ufak yaşta acı veren deneyimler hariç diğer dış etkenlere karşı kolay aşina ve adapte olurken ileri yaşlarda bunda zorlanırlar.
Bu yüzden bebek çağda uygun olarak bu etkenlere karşı alışması, kanıksaması sağlanmalıdır.

Bu etkenleri örneklendirmek istersek;

Köpeğe ehil olmayan kişilerin uygun olmayan bölgelere ve veya canını yakacak şekilde iğne batırması, hayvanın canını çok yakacak penisilin benzeri antibiyotiklerle yine aynı şekilde canını çok yakacak B, C gurubu vitaminlerin lidokain (Ağrı kesici) ile karıştırmadan yapılması yine aslında köpeklerde kullanılması çok tehlikeli olan, alerjik bünyeli köpeklerde ölüme yol açan ve çok yakan, ülkemizde küçükbaş ve büyükbaş hayvanların uyuz tedavisinde kullanılan ivomec adlı ürünün dış parazit ilacı olarak dahi kullanılması köpeklerde iğneye karşı fobi oluşmasına yol açarak köpeklerin o acıyı yaşamamak adına iğne yapan kişiye hatta sahibine dahi saldırmasına ve hatta bir aşının yapılmasına dahi imkan vermeyen köpekler haline dönüşmesine sebebiyet verir. Bu fobinin tedavisi de yoktur.

Yine iğnenin ne olduğunu dahi bilmeyen veya iğne fobisi oluşmamış kuzu gibi köpeğe dahi ya ısırırsa korkusuyla karga tulumba bir kaç kişi üzerine çöküp iğne yapmaya kalkarsa bu da köpeğin endişe duymasına ve uzun vadede iğne yapılırken ters tepki vermesine sebebiyet verir. Acıyla bütünleşmediği için bunun tedavisi vardır.

Yavrudan köpeği banyo yapmaya ve fönlenmeye alıştırmak için ilk banyolarını yaptırırken ne sıcak ne soğuk su kullanmamak, tazyikli şekilde su tutarak suya karşı ürkütmemek, gözünü yakmayan şampuan kullanmak, fönleme aşamasında fönü kafasını kurutmak amaçlı kullanmamak ve vücuduna da arkadan doğru 40, 50 cm gibi mesafeden tutmak ve hatta banyo harici fön makinesi sesinden korkmaması için yavruyu kucakta severken uzak mesafeden fön çalıştırılarak bunun sesine alışması, korkmaması, korkulacak bir şey olmadığı yönünde ikna olması sağlanır.

Yine elektrikli süpürge, silah sesi, korna sesi vesaire de mantık ve yol aynıdır. Kucakta sevilir durumda (Güvendesin korkulacak panik yapacak tehlikeli bir durum yok) iken bu seslere karşı ön alıştırma aşamasında kulağının dibinde değil uzaktan gelecek şekilde çalıştırarak alışması sağlanır.

Düşünün ava alıştırmak üzere ilk defa ava götürülmüş yavru bir köpeğin kulağının dibinde bam diye habersiz şekilde tüfek patlatıldığını, işte bu köpeği bir daha ava götüremezsiniz, kaçar gider kaybolur ormanda, yapmanız gereken kulağının dibinde değil uzağında ve sevilir (Güvendesin) vaziyetteyken silah patlatılır ve 3, 5 alıştırmadan sonra korkulacak bir şey olmadığına kanaat getirmiş olur.


Yine gök gürültüsü, yıldırım sesi korkusu için o anlarda onun yanında olmak ve ona melodik seslerle hitap ederek sevmek, kucaklamak (Güvendesin, korkulacak bir şey yok) onun bu etkenlerden korkmasının yersiz olduğuna kanaat getirmesini sağlayacaktır.


Arabaya alışması açısından ise hapse, hücreye düşmüş esir  tutsak gibi karga tulumba karanlık bagaja atmak kapamak değil onun lideri yol göstericisi olarak ondan önce sahibinin motoru kapalı vaziyetteyken arabaya binerek köpeğin de onu takip etmesini sağlaması ve diğer kişinin sahibiyle köpek arabaya yerleşmiş ve sahibi köpeği severken (Güvendesin) arabanın motorunu çalıştırıp yola çıkartılması gerekir.

Köpeklerin vahşi doğada avı olan kedi gibi diğer hayvanlara karşı sosyalleştirilmesi için de ufak yaşta bu canlılarla kontrollü şekilde tanıştırılıp haşır neşir olması sağlanmalıdır.

Örneklendirmek gerekirse Kangal, Alman Kurdu (Alman Çoban Köpeği), Rottweiler gibi çoban köpeklerinin çiftlik hayvanlarına zarar vermeden çobanlık yapabilmesi için bebek çağda bunlarla beraber büyütülmesi gerekir. Aksi taktirde bebekliğini, çocukluğunu bu hayvanlarla bir arada büyüyerek geçirmeyen hiç bir çoban köpeği ırkının bırakın çobanlık yapmayı bu hayvanları avı olarak görmesine sebep verecektir.

Yine anne yanından çok küçük yaşta ayrılmış ve diğer köpeklerden tecrit edilmiş şekilde büyütülmüş köpekler ile gelişme çağında ve veya karakteri henüz oturmamış olan köpeklerin ki çoğunlukla hemcinsleriyle kısıtlı diyaloğu olan bu köpeklerin hemcinsleri tarafından sebebini anlayamadığı şekilde saldırıya uğrayıp hırpalanmasının yarattığı travma da onların diğer köpeklere karşı ön yargılı olmasını ve güvensizlikle başlarına hep aynısının geleceğini düşünüp onlar beni ezmeden ben onları ezip onlara karşı üstünlük sağlamalıyım düşüncesiyle asosyal saldırgan ve kavgacı köpekler haline gelmelerinin sebepleridir.

Köpeklere karşı asosyal olup da insanlara karşı sosyal veya tam tersi köpeklere karşı sosyal olup da insanlara karşı asosyal olan köpekler de olabildiği gibi her iki türe karşı da sosyal veya asosyal olan köpekler mevcuttur.

Bunda rol oynayan etkenler olarak hemcinslerinden tecrit edilmiş ve veya onlar tarafından ciddi şekilde ısırılmış, paralanmış olması, yine insanlara karşı asosyal olmasının sebepleri olarak da belli bir kaç kişinin haricinde bekçi köpeğiymiş gibi insanlardan tecrit edilmiş şekilde büyütülmüş olması ve veya bir kafeste veya zincirde aynı şekilde büyütülmüş olması veya sahibi tarafından insanlara karşı tut, saldır parçala vs. şeklinde kışkırtılmış olması ve üstüne üstlük köpeğin verdiği havlama saldırı gibi eylemlerinin sahibi tarafından aferin oğlum vs denilerek sevilmesi yoluyla motive edilmesi de bu saldırganlığın daha da bir üst aşamaya taşınması sağlanır.

Yine bahçe, çit, kafes, zincir altında bulunan köpeklerin çocuklar tarafından taşlanması da köpeklerin çocuklara, insanlara karşı saldırgan olmasına sebebiyet verir.

Yine bir apartmanın bahçe katını ve veya bir tarlayı kiralayıp içine  5, 10 köpek taşıma çantası, kulübe veya kafes koymayla kendini köpek çiftliği, köpek eğitim merkezi, köpek eğitim okulu, köpek pansiyonu, köpek oteli, köpek evi, köpek bakım merkezi vs. isimlerle etiketleyen lakin aslında kaçak göçek at hırsızı tipli kişilerin ruhsatsız yerlerine hakkında araştırma dahi yapmadan bırakılan köpeklerin elbette akıbeti de meçhul olacaktır.

Köpek eğitimi veya köpek pansiyonu, köpek oteli, köpek bakımı gibi amaçlarla 30 kilo olarak verdiğiniz köpeğinizi  verdiğiniz yerden 15 kilo olarak da dişleri kırılmış olarak da ve veya bir başka köpek tarafından parçalanmış olarak da alabilirsiniz. Hatta satılıp kaçtı da denirse hiç şaşırmayınız. 

Ruhsatı olmayan yer ve kişiler için kanunların cezai müeyyidesi yoktur, hakkınızı arayamazsınız.


Bu ve benzeri bir çok travma ile köpeklerimizin psikolojisinin bozulması ve onunla yaşamanın eziyet haline gelmesi olağan durumlardır.


Bu yüzden ruhsatlı olmayan, ruhsat almış olsa dahi işinin ehli olmayan, dolandırıcı tipli güven vermeyen çapsız kişi ve sözde işletmelerden uzak durunuz.

Her zaman adının arkasında durabilecek çapta ve özde markalaşmış kurumsallaşmış firmaları tercih ediniz.

Köpek veya çocuk sahibi olmanın sorumluluğu onun karnını doyurmaktan, başına bir çatı koymaktan ibaret değildir!

Daha köpek veya çocuk sahibi olmadan önce onların bakımı, eğitimi ve öğretimi hakkında eğitim alıp bilinçli birer ebeveynler olarak olası bu ve benzeri travmaları ne onlara ne de kendinize yaşatmamış olursunuz.
                                                                                                                                                  Greendog

"Sahibini Eğitmedikten Sonra Köpeğe Verilen Eğitimin Anlamı Yoktur" 

''Köpeklerden Ziyade Daha da Çok Eğitime İhtiyacı Olanlar Köpek Sahipleridir.'' 

''Köpek ve Sahibini Eğitmek Basit Bir İş Değildir, Belli Bir Bilgi ve Tecrübe Birikimi Gerektirir!''

                                                                                                                                               

                                                                                                                                                   Greendog


Yavru Köpeğin Eğitimi -  Sosyalleşme 

Ailenize yeni katılan birey için önce sizi kutlamak isteriz. şu andan itibaren ona aile düzenini öğretmeye başlamalısınız.Yavrular o kadar meraklı, hareketli zekidir ki, köpeğinizi eve getirdiğiniz andan itibaren eğitimine başlamanız gerekir. İsteseniz de istemeseniz de! Etrafı kirletmesi, eşyaları dişlemesi her yerde dolaşması, havlaması ve her hareketi denetim gerektirir. Onu bütün bunların nerede ve ne zaman uygun olduğu ve olmadığı konusunda sürekli uyarmamız gerekir. Sekiz haftalıktan itibaren yavrunun eğitimine başlamalısınız. Aşılarının tamamlanması ve sağlık muayenesinden sonra, iş terbiyeye gelir. Bu bölümde yavru köpeklerin eğitimine eğileceğiz, buradaki bilgiler köpeğinizin ileri yaşlardaki eğitiminde de yardımcı olacak.

Sosyalleşme 

Ailenize yeni katılan birey için önce sizi kutlamak isteriz. şu andan itibaren ona aile düzenini öğretmeye başlamalısınız. Bunu kendinizden çok, onun için yapmanız gerektiğini de unutmamalısınız. Yavruyken sosyalleştirilmemiş bir köpek çevreye uyum sağlayamaz, dolayısıyla kendi de mutsuz olur. Böyle bir köpekle yaşam zordur. Oysa küçük yaşta sosyalleşebilen bir köpek, ortamına uyum sağlar ve daha çabuk eğitilir. Dahası, yanlışlıkla yapılan şeylere karşı hoşgörülüdür. Eve gelen bir konuğun köpeği rahatsız edecek oyunlar yapması ya da kuyruğunu ezen bir şoförün onu sevip öpüp özür dilemesi, sosyalleşmiş bir köpeği yumuşatabilir. 

Bu eğitim, önce köpeğinizin rahatça dolaşıp keşfetme içgüdüsünü tatmin edebileceği bir özel mekanı olmasıyla başlar. Burası daha öncede bahsettiğimiz gibi sınırlı bir alan olmalıdır. Köpeğin diğer hayvanlara, insanlara, bulunduğu yere ve etraftaki insanlara alıştırılması gerekir. Tehlikelere karşı onu korumak için köpeğinize tasma takmanız şarttır. 

Köpeğinizin mümkün olduğunca değişik insanlarla karşılaşması gerekir. Her türlü insanla karşılaşması için onu bol bol dışarı çıkarın, parklara, çarşıya götürün. Arada sırada güvenebileceğiniz bir dostunuzla köpeğinizi bir saatlik sürelerle yalnız bırakın. Bu şekilde, sizin yokluğunuzda da kendine güven duyabilmesini sağlarsınız. Köpeğinizden ayrılırken asla veda etmeyin, çünkü sizi kaybetme endişesine kapılabilir. Olayı mümkün olduğunca olağan bir şekilde göstermeye çalışın, geri geldiğinizi görünce bu duruma alışacaktır. 

Bir köpeğin, insanların kullandığı araçları da tanıması gerekir: Bisiklet, çim biçme makinesi, çöp arabaları gibi. Ayrıca asansör, merdiven ve ses çıkaran elektrikli ev aletlerini de tanımalıdır. Düz, çakıllı, kumlu yollarda ve evde parke, muşamba gibi yüzeylerde yürümeye alışmalıdır. Ona öğrettiğiniz komutları sadece evdeki ortam içinde algılamaması için bütün bu farklı ortamları tanımalıdır. Böylece köpeğinizle sokağa çıktığınızda siz de, köpeğiniz de, çevredekiler de rahat eder. Tatiller ve seyahatler sorun olmaz. İmkanınız varsa onu tasmayla sahilde dolaştırarak suya da alıştırın. Rahatladığını hissedince tasmayla suya girmesine ve biraz olsun yüzmesine izin verin. Ama köpeği birdenbire suya atmayın! 

Kedi, tavuk, at, kuş, kertenkele gibi hayvanları tanımasına fırsat verin. Köpekler tanımadıkları bir şeyle karşılaşınca huzursuzlanır, hatta saldırganlaşabilir. Hem kendi köpeğiniz hem de diğer hayvanların güvencesi için tasma kayışını bırakmadan gerektikçe gevşetip çekerek tepkilerini komutlarla kontrol edin. 

Bu ilk sosyalleşme aşamasında onu ürkeceği ortamlara sokmayın. örneğin ilk günden hayvanı buz gibi bir suya sokmayın. Köpeğin çevresini tanırken göstereceği üç tepki vardır: Koklama, havlama ve sırtındaki tüylerin dikilmesi. Bu tepkilerden hangisini gösterirse göstersin, siz hiçbir şey yapmadan bekleyin. O sırada düşünüp tartıyordur, dikkatini dağıtmamalısınız. övgü ya da yergi, onun çevresini keşfetmesini etkileyecektir; bu yüzden kendi haline bırakın. Böylece köpeğiniz hem keyfine göre etrafı keşfetmekten keyiflenir hem de bazı ters durumlarda nasıl davranacağını öğrenip kendi kendini eğitmeye başlar. Eğer güvensiz ve korkak davranıyorsa onu rahatlatmaya çalışmayın. Bu duyduğu korku ve güvensizliğini daha çok arttırır. O anda ürktüğü şeyden kaçmaması için tasmasını sıkın. Korkusunu yenemediği durumlarda önüne bir iki parça ödül maması atın. Bir iki lokma aldıktan sonra rahatlayacaktır çünkü yiyecek her zaman köpeklerin en sevdikleri şeydir ve bu zor durumu kafasında yemekle özdeşleştirmesi ona teselli olur. Köpeğinizin arabaya binmeye alışması, veterinere giderken huysuzlanmaması ve tüyleri kırpılıp taranırken kuaförde uslu oturması için de eğitilmesi gerekir.
GREENDOG



İvan Petroviç Pavlov (D. 14 Eylül 1849 – Ö. 27 Şubat 1936 Leningrad) Rus  fizyolog, psikolog ve hekim. 

Fizyoloji ve psikoloji alanındaki çalışmaları ile psikofizyoloji ve deneysel psikoloji alanlarını derinden etkiledi. Bu nedenle her iki bilim dalının kurucularından sayılır. Leningrad Fizyoloji Enstitüsü'nün başında bulunarak çalışmalarını sürdürdü. Şartlı reflekslerin doğası ve işleyişi konusundaki buluşu, tüm araştırmaları öğrenme alanına yöneltti.

Pavlov'un köpekler üzerinde yaptığı şartlı refleks deneyleri ünlüdür. Köpeğe ilk olara birkaç kez zil çalınır. Fakat köpek tepki vermez. Sonradan et verilir. köpeğin salyaları akar. Sonra et ile birlikte zil çalınır. Daha sonra et verilmediği halde zil çalındığında köpeğin ağzının suyunun aktığı görülür. Şartlı ya da şartlandırılmış refleks denen olay da budur. Pavlov, bu davranışın, psikolojik etkinlikle özdeş olan yüksek düzeyde sinir etkinliğinin belirtilerinden biri olduğunu öne sürer ve psikoloji alanında geçerli tek yaklaşımın deneysel yöntem olduğunu vurgular.

Pavlov, bu alandaki çalışmalarından ötürü 1904 yılında Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü'nü kazandı.

Ivan Pavlov´un etkisi çağdaş psikolojinin pek çok alanında yoğun bir şekilde hissedilir. Çağrışım veya öğrenme alanlarında yapmış olduğu çalışmaları çağrışımcılığın geleneksel uygulamadan öznel fikirlere, tamamen nesnel ve niceliksel içsalgıbezi salgılarına ve kas hareketlerine doğru yön değiştirmiştir. Sonuç olarak, Pavlov´un çalışmaları John B. Watson´a davranışı araştırmanın yeni bir yolunu, davranışı kontrol etmenin ve değiştirmenin bir yöntemini sağlamıştır.

(1849-1936) Rus fizyolog, deneysel psikolog, klasik şartlandırmanın öncüsü. Önce rahip olmak için ilahiyat eğitimi alan, ancak Darwin'in yazılarıyla tanışınca bilimci olmaya karar veren Pavlov, St. Petersburg Üniversitesinde kimya ve fizyoloji alanında doktorasını tamamladıktan sonra sindirim sistemi ve kan dolaşımı üzerine araştırmalar yapmaya başlamıştır. Özellikle köpeklerle yaptığı deneylerde, yiyeceklerin hazırlanması aşamasında köpeklerde mide ve salya salgılarının arttığını gözlemlemesi, Pavlov'u şartsız tepki, şartlı tepki, hayvanlarda deneysel nevrozların yaratılması gibi, şartlandırma teorisinin temelini oluşturan süreçleri tanımlamasını sağlayan yeni yeni deneyler yapmaya yöneltmiştir. 1904 yılında fizyoloji ve tıp dalında Nobel ödülü alan Pavlov, psikolojideki özellikle John Watson tarafından ortaya atılan davranışçı teoride büyük bir rol oynamıştır. Ayrıca davranışçılık, gecikmeli şartlandırma, gecikmeli tepki, indirgemecilik, klasik şartlandırma, refleksoloji, şartlı, şartlı uyarıcı, şartsız refleks, şartsız tepki, şartsız uyarıcı, transkortikal yollar, yönelme tepkisi.

Herşeyi bildiğini sanma! gerçekte çok bilgili olsanda kendine Cahilim diyebilecek cesaretin olmalı. (Ivan Pavlov)

Birinci Dünya Savaşı’nın insanlık üzerinde yaptığı yıkımdan sonra, Pavlov 1922 yılında şöyle diyecekti:

‘Sadece bilim, her şeyden güçlü bilimsel yöntemin yardımıyla insan doğasına en dürüst biçimde yaklaşacak, insanı şimdi içinde bulunduğu karanlıktan çıkaracak, diğer insanlarla ilişkilerinde bugünkü utanç verici durumundan kurtaracaktır’.

(1849-1936) Son derece sabırlı, kendine güvenen, coşku dolu bir bilimadamı olan Pavlov, daha sonra "koşullanmış refleks" adım vereceği, alışkanlığa bağlı davranışlar üzerinde çalışmalar yaptı. Sindirim sistemi üzerindeki çalışmalarında olduğu gibi, bu çalışmasında da denek (kobay) olarak köpekleri kullandı. Bir çoğumuz apansız şimşek çaktığında, ya da beklenmedik bir çığlık duyduğumuzda yerimizden sıçrarız. Bu davranış bir tehlike karşısında olduğumuz düşüncesinden doğmamakta, doğrudan oluşmaktadır. Düşünmek için zaman da yoktur zaten. Karanlıktan aydınlığa çıktığımızda gözlerimiz elimizde olmadan kamaşır; sert bir hareketle yüzyüze geldiğimizde irkiliriz. Nefes borumuza küçük bir yemek kırıntısı kaçtığında öksürmeye, üşüdüğümüzde titremeye başlarız.

İstenç dışı oluşan bu tür davranışlara refleks denir. Yeni doğan çocuğun ağlaması tipik bir reflekstir; herhangi bir öğrenme ya da koşullanma gerektirmez. Refleks, insana özgü bir davranış değildir; daha çok hayvanların sergilediği doğal bir tepkidir. Davranışlarımızın küçük bir bölümünü kapsayan doğal tepkilerimizi değiştiremeyiz. Oysa sosyal ilişkiler içinde kazandığımız davranışlarımızın genellikle basit bir "etki - tepki" tekdüzeliği içinde kaldığı söylenemez; bunlar arasında refleks görünümünde olanlar bile değişime açıktır. Bu, bir ölçüde hayvanlar için de doğrudur.

Sirk hayvanlarının bizi eğlendiren, çoğu kez hayrete düşüren becerileri "refleks" dediğimiz doğal tepkiler değil, öğrenilmiş davranışlardır. Bir aslan ancak belli bir eğitim sürecinden sonra ateş çemberinden atlayarak geçer. Ayının tef eşliğinde dansetmesi, köpeğin iki ayağı üstünde durması ya da sahibinin fırlattığı topu kapıp getirmesi doğal tepki değil, kazanılan birer alışkanlıktır. Bir beceri, yerleşik bir alışkanlığa dönüşünce, düşünme gerektirmeyen refleks türünden bir davranış haline gelir, belli bir uyarıyla istenç dışı olarak açığa çıkar.

Örneğin, sorulduğunda adımızı hemen söylememiz; "iki kere iki kaç eder" sorusunu "dört" diye yanıtlamamız; telefon çaldığında ahizeyi kaldırır kaldırmaz "alo" dememiz; gömleğimizi iliklememiz, ayakkabı bağını bağlamamız, vb. davranışlarımız düşünme gerektirmeyen refleks türünden hareketlerdir.

İlk bakışta, doğuştan sahip olduğumuz reflekslerle, sonradan kazandığımız yüzme, konuşma, dansetme gibi becerilerimizi ayırmak kolay değildir. Bu tür alışkanlıkların oluşumuyla ilk ilgilenen bilimadamı, Rus fizyologu Ivan Pavlov olmuştur.

Bir köy papazının oğlu olan Ivan, daha küçük yaşta okumaya, öğrenmeye olağanüstü ilgi gösteriyordu. Çocuğun bu ilgisini farkeden ailesi, onun iyi bir eğitim alması yolunda adeta seferber oldu. Orta öğretim yıllarında, seminerine katıldığı bir öğretmeninin teşvikiyle, Ivan bilime yöneldi ve araştırma merakı giderek onda yaşam boyu sürecek bir tutkuya dönüştü.

Genç araştırmacı liseyi bitirir bitirmez St. Petersburg Üniversitesi Doğa Bilimleri Fakültesi'ne başvurdu. Fizyolojiye duyduğu özel ilgi nedeniyle yüksek öğrenimini tıp alanında tamamladı, ama hekim olarak çalışmadı. Tek amacı kendi eliyle kurduğu bir laboratuvarda araştırmalarını sürdürmekti. Ancak parasal olanakları kısıtlıydı. Sonunda özel bir klinikle ortaklaşa küçük bir laboratuvar kurmayı başardı.

Pavlov, donanımı yetersiz olan bu yerde tek başına çalışmaya koyuldu. Uzun süre bir asistan bile tutamadı. Ne var ki, genç bilimadamı kararlıydı. Çok geçmeden deneyleriyle bilim çevrelerinin dikkatini çekmeyi başardı ve böylece Tıp Akademisi'ne profesör olarak atandı.

Bir süre sonra da yeni kurulan Deneysel Araştırma Enstitüsü'nün başkanlığına getirildi. Özellikle sindirim sistemi üzerindeki araştırmasıyla adı uluslararası bilim çevrelerinde duyulan Pavlov, 1904'de Nobel Ödülü'nü kazandı. İşlediği ana tez, sindirim dahil, bedensel tüm fonksiyonların sinir sisteminin denetiminde olduğuydu (o zaman hormonların sindirim sürecindeki rolü henüz bilinmiyordu).

Son derece sabırlı, kendine güvenen, coşku dolu bir bilimadamı olan Pavlov, eskiden beri ilgilendiği bir konuya dönmeye karar verdi. Bu konu, onun daha sonra "koşullanmış refleks" adını vereceği, alışkanlığa bağlı davranışlardı. Pavlov, sindirim sistemi üzerindeki çalışmalarında olduğu gibi, bu yeni çalışmasında da denek (kobay) olarak köpekleri kullandı.

Bilindiği üzere, yiyecek (örneğin bir kemik ya da et parçası) gördüklerinde köpeklerin ağızları sulanır, kimi hallerde salyaları akar. Aslında bu doğal refleks, derece farkıyla insanlarda da görülen bir olaydır. Ayrıca insanların ağzının sulanması için, doğrudan yiyecek görmeleri de gerekmemektedir. Yatılı okul öğrencileri, öğle yemeği öncesi zilin çalmasıyla ağızlarının nasıl sulandığını çok iyi bilirler.

Pavlov, aynı koşullanmanın köpeklerde de olup olmadığını ortaya koymak istedi. Yaptığı deney basitti: Odasında tuttuğu köpeğe bir zil sesinden sonra yiyeceğini verdi. Bu uygulama düzenli olarak birkaç hafta sürdürüldükten sonra köpeğin ağzının sulandığını gördü. Hayvan doğrudan yiyeceğe gösterdiği refleksi artık zil sesine de göstermekteydi.

Başka bir deneyinde Pavlov, zil sesi yerine uyarıcı olarak biri çembersel, diğeri oval biçimde iki ışık kullandı. Köpeğe, yiyeceğini çembersel ışıktan sonra verip, oval ışıktan sonra vermemeye başladı. Bir süre sonra köpeğin çembersel ışığa refleks gösterdiğini, oval ışığa ise göstermediğini; ancak, oval ışığı çembersel ışığa dönüştürme süreci başlayınca, hayvanın ayırdetme sıkıntısına düştüğünü ve çok geçmeden hırçınlaşarak sağa sola koşup havlamaya başladığını saptadı (Neyse ki Pavlov, koşullanmayı çözme yöntemiyle köpeği içine düştüğü bunalımdan kurtarmıştır!).

Bu sonuç kuşkusuz, hayvanların da insanlar gibi deneyimler yoluyla refleksler kazanabilecekleri anlamına gelmektedir.

Pavlov bu kadarla yetinmemiş ve yine deneysel olarak, hayvanların da insanlar gibi koşullanmayla edinilmiş reflekslerden kurtulabileceğini göstermiştir. Ağız sulanması refleksine dönelim: Yukarıda belirtildiği üzere, refleksin kurulmasına yönelik ilk aşamada, yiyecek verilmeden önce zil çalınmaktaydı. Bu aşamada köpeğin bir süre sonra zil sesiyle yiyecek beklentisi içine düştüğünü biliyoruz.

Koşullanmayı çözmeye yönelik ikinci aşamada, zil çaldığı halde yiyecek verilmez; beklenti giderek zayıflamaya yüz tutar; sonunda zil sesi etkisini yitirir, koşullanma kırılır. Zil sesine karşın hayvanda refleks görülmez olur. Bu, hayvanlarda da koşullanmış davranışın doğal reflekse dönüşmediği anlamına gelmektedir.

Başka bir deyişle, deneyimle kazanılan (ya da yitirilen) bir refleks, salt fizyolojik bir olay değil, kimi ruhsal yetileri de içeren, psikolojik bir davranıştır. Pavlov'un ulaştığı bu sonucun, yüzyılımızın ilk yarısında büyük bir atılım içine giren "Davranış Psikolojisi" dediğimiz Behaviorism'e yol açtığı söylenebilir.

Sindirim sistemi üzerindeki çalışması Pavlov'a Nobel Ödülü'nü kazandırmıştı; ama onu dünya ölçüsünde ünlü kılan, koşullanmış refleks çalışması oldu. Bolşevik devriminden sonra Sovyetler Birliği Pavlov'a üstün bir saygınlık tanır. Bu belki de onun yöntemiyle 'Halkların" Marxist ideolojiye kolayca koşullandırılabileceği beklentisinden ileri gelmiştir.

Ivan Pavlov köpekler üzerindeki deneyleriyle insan davranışlarını inceleyen psikologlara gerçekten önemli bir ışık tutmuştu. Ne var ki, insan davranışlarının salt koşullanmış reflekslere indirgenemeyeceği yetmiş yıllık Sovyet deneyiminin sonuçsuz kalmasıyla açıklık kazanmıştır.

Pavlov´un Hayatı

Pavlov Rusya’nın bir taşra kasabasında, bir köy papazının 11 çocuğunun en küçüğü olarak dünyaya gelmiştir. Böyle büyük bir ailedeki konumu ona, tüm hayatı boyunca sürdüreceği özellikleri olan erken yaşlarda bir sorumluluk ve çok çalışmayı getirmişti. Pavlov 7 yaşında kafasından önemli bir darbe almasıyla sonuçlanan bir kaza sebebiyle 11 yaşına dek okula devam edemedi.

Babası onu evde eğitti. Pavlov 1860 yılında papazlığa hazırlanma niyetiyle yöresel teoloji okuluna girdi. Ancak Darwin´i okuduktan sonra fikrini değiştirdi. St. Petersburg Üniversitesi´ne devam edebilmek için yüzlerce mil yürüdü. Uzmanlık alanı olarak hayvan psikolojisini seçmişti.

Pavlov üniversite eğitimi ile Rus toplumunda üçüncü bir sınıf olarak doğan aydınlar sınıfına dahil oldu. Pavlov 1875´de mezun oldu ve tıp eğitimine başladı. Ancak tıp eğitimine başlama sebebi bu alanda çalışmak değil, fizyoloji araştırmaları alanında bir kariyer edinme umudu idi. İki yıl Almanya´da çalıştı ve St. Petersburg Üniversitesi´ne dönerek burada bir laboratuar asistanı olarak birkaç zor yıl geçirdi.

Pavlov´un kendisini araştırmaya adaması çok önemlidir. Pavlov´un tek amaçladığı ücret, giyim veya yaşam koşulları gibi pratik meselelerle başka yönlere dağılmadı. Neyse ki, 1881´de evlendiği karısı Sara hayatını Pavlov´u günlük sıradan meselelerden korumaya adamıştı. Evliliklerinin ilk yıllarında Pavlov’u çalışmalarından alıkoyacak hiçbir şeye Sara´nın izin vermemesi konusunda mutabık kalarak bir antlaşma yapmışlardı. Pavlov dostça vakit geçirmek için Cumartesi ve Pazar günleri hariç asla içki içmeyeceğine ve kumar oynamayacağına söz vermişti. Pavlov eylülden mayısa dek haftanın yedi günü çalışarak ve yazlarını memleketinde geçirerek hayati boyunca bu katı programı izledi.

Günlük işlere olan kayıtsızlık özelliği o derecedeydi ki, karısı Sara maaşını alma zamanı geldiğini sıklıkla kendisine hatırlatmak durumunda kalıyordu.Bir defasında karısı Pavlov için "O kendi kendisine bir takım elbise alma konusunda güvenilemeyecek birisidir." yorumunu yapmıştı. Pavlov için araştırmalarında başka hiçbir şey önemli değildi. 73 yaşındayken laboratuarına gitmek için tramvaya binmiş ve tramvay henüz durmadan inmeye çalıştığı için düşüp bacağını kırmıştı. "Pavlov aceleciydi, tramvayın durmasını bekleyemezdi. O sırada orada bulunan ve olaya şahit olan bir kadın ´ Vay canına! Burada çok zeki ama ayağını kırmadan tramvaydan nasıl ineceğini bilemeyen bir adam var´" demişti.

Pavlov 1890 yılına dek (41 yaşına kadar) yoksulluk içerisinde yaşadı ve en sonunda St. Petersburg´da Askeri Tip Akademisinde farmakoloji profesörlüğü görevini aldı. Evliliğinden sonraki bir süre bir apartman dairesi tutmaya güçleri yetmediğinden kendisi laboratuardaki portatif bir yatakta uyurken karısı bir akrabaları yanında kalıyordu. Pavlov 1883 yılında doktora tezini hazırlarken ilk çocukları doğdu. Doktorların dediğine göre zayıf ve sağlıksız olan bu çocuk annesinin ve kendisinin kırsal bir bölgede dinlenememesi durumunda ölecekti. Büyük çabalar sonucu böyle bir yerdeki akrabalarının yanına yolculuk için gereken parayı ödünç bulabildiler fakat çok geç kalınmıştı ve bebek öldü. Altı yıl sonra hala çok yoksullardı ve karısı Sara ile ikinci oğlu tekrar akrabalarının yanında pansiyoner olarak kalmak durumundaydılar. Pavlov´un maddi problemlerinden haberdar olan bir grup öğrencisi kendi istekleri üzerine bazı konferanslar veren Pavlov´un emeğinin bir karşılığı olduğu vesilesiyle ona bir miktar para verdiler. Fakat Pavlov bu paranın da tamamını laboratuardaki hayvanlar için harcadı ve kendine bir şey bırakmadı. İşine karşı sorumluluğu çok yüksekti ve kendisini adamıştı, bu yüzden maddi zorluklar onu bunaltmıyordu.

1923 yılında New York´taki bir konferansa katılmak için ABD´ye gittiğinde 2.000 dolarını çaldırdı. Dinlenmek için bir banka oturmuş ve evrak çantasını yanına koymuştu. Kalabalıkları seyrederken dalmış ve çantasını unutmuştu. Gitmek için ayağa kalktığında çantasının yok olduğunu gördü. Bu olay üzerine "İnsan ihtiyaç sahiplerini şeytana uyduracak şeyleri ortada bırakmamalı" demişti.

Pavlov´un, daha çok laboratuar asistanlarına yönelttiği şiddetli duygusal patlamaları oluyordu. Bolşevik Devrimi (1917) sırasında bir asistanını deneye 10 dakika geç geldiği için cezalandırmış, dışarıdaki savaşı araştırmalarına karıştırmamıştı. "Sen laboratuara çalışmak için geldiğinde şu devrim neyi değiştirebilir " diye bağırmıştı. Bu öfke patlamaları genellikle çabucak unutulurdu Öğrencileri kendilerinden nelerin beklendiğini tam olarak bilirlerdi, Pavlov onlara bunu söylemekte asla tereddüt etmezdi. İnsanlara karşı tavrı dürüst ve güvenilirdi.

Pavlov bir şeyler anlatırken meslektaşlarını ve öğrencilerini büyüleyebilme yeteneğine sahip mükemmel bir öğretmen olarak tanınırdı. Tartışmalarda merhametsizdi, bununla birlikte eğer hata yapmışsa -ki bu çok enderdi- bunu kabul etmeye hazırdı. Öğrencileri tarafından oldukça sevilen Pavlov, öğrencilerini ders sırasında kendi konuşmasını kesmeye ve soru sormaya teşvik eden ender öğretmenlerden biriydi. Ayrıca laboratuarında kız öğrencilerin ve Yahudi öğrencilerin çalışmasına izin veren birkaç Rus bilim adamından birisiydi. Gelişmiş bir mizah yeteneği vardı ve kendisine şaka yapılmasından hoşlanırdı. Cambridge Üniversitesi´nden şeref payesi aldığında birkaç öğrencisi balkondan bir ip sarkıtarak Pavlov´un kucağına doldurulmuş oyuncak bir köpek bırakmışlardı. Pavlov bu köpeği apartmanında masasının yanında muhafaza etmişti

Sovyet rejimi ile olan ilişkileri karmaşık ve zordu. Sovyet hükümetini ve devrimi açıktan eleştiriyordu. Stalin´e tehlikeli derecede keskin ve kızgın protesto mektupları yazmış ve yönetimden hoşnut olmadığını göstermek üzere Rus bilim toplantılarını boykot etmişti. Nihayet 1933´de yönetimi onaylamış ve bu yönetimin Rus halkını bir araya toplama konusunda bazı başarılar elde ettiğini kabul etmişti. Hayatının son uç yılında, 16 yıl boyunca eleştirdiği otoritelerle barış içinde yaşamıştı. Bu tavrına rağmen meslek hayatı boyunca araştırmaları için hükümetten oldukça cömert yardımlar almış ve hükümet baskısından uzak olmuştur.

Pavlov neredeyse hayatının son anına dek bir bilim adamı olarak yaşadı. Ne zaman hastalansa kendisini incelerdi ve öldüğü gün de bir istisna olmadı. Bir nöropatolog çağırdı ve semptomlarını tarif etti. Zatürreeden oldukça zayıf düşmüş olmasına rağmen "beynim iyi çalışmıyor, obsesif duygular ve istemsiz hareketler ortaya çıkıyor; kangren yerleşiyor olabilir" demişti. Bir sure için, Pavlov uykuya dalana dek bu belirtilerin anlamını tartışmışlardı. Uyandığında kalmış, elbiselerini aramaya başlamış, tüm yaşamı boyunca sergilediği ayni sabırsız enerjiyi göstermeye başlamıştı.

"Kalkma zamanı" demişti. "Bana yardım et, beni giydir". Ve bu sözlerle birlikte yatağa düşmüşü ve ölmüştü.



Köpeğin hayatında ilk 16 hafta oldukça önem taşımaktadır. İlk 21 gün boyunca yavrunun hafıza kabiliyeti neredeyse sıfır durumundadır. Yavrunun duyuları (görme, işitme, koklama ve ilk sosyal temaslar) ilk 21 ve 28 günler arasında gelişmeye başlar, bu an içerisinde yavru kardeşlerine ve çevreye cevap vermeye başlar.28 günde yavrunun hafızası ve beyin fonksiyonları gelişmeye başlar. 28 ila 49 günler arası ise yavrunun sinir sistemi ve beyin formu erişkin bir köpeğin sahibi bulunduğu biçimi alır. Yedi ile sekizinci haftalar sevimli yavrunun kardeşlerinden ayrılarak yeni sahibine ve eve alışması için en uygun zaman olmaktadır. Yavru köpek mutlaka annesinin ve kardeşlerinin yanında kalması, köpek olduğunu hatırlatan kuralların ve köpek davranışlarını öğrenmesi gerekmektedir. Eğer yavruyu annesinden ve kardeşlerinden çok erken ayırır isek yavrunun temeli olmadığı için hayata adapte olmakta zorlanacak ve sorunlar ortaya çıkacaktır. Bunu önlemek için yavru köpeğinizi mutlaka 7-8 haftalık iken alınız. Bu süre içerisinde annesi ve kardeşleri ile birlikte minimum dört, beş hafta, geri kalan üç haftanın ise kardeşlerinin yanında oyun oynayarak geçirdiğinden emin olunuz.

Yavru Sekiz (8) haftadan önce alınır ise:

Gereğinden önce kardeşlerinin yanından ayrılır ise, köpek kuralları ve kendini ifade etme bilincinden yoksun kalacağı için hemcinsleri ile olan ilişkilerinde ve hayata adapte olmada sorun çıkararak, muhtemelen kendine güveni olmayan bir köpek olacak.

Yavru Sekiz (8) haftadan sonra alınır ise:

Bu süreden sonra alınan köpek ise, eğer üretici tarafından sosyalleştirilmedi ise, insanlar ve şehir içinde karşılaşacağı durumlarda sorun çıkaracak yine topluma uyum sağlamakta zorlanacaktır.

Ancak yavru üzerindeki olumsuz durumlar köpek sahibinin yavruya vereceği doğru şekildeki sosyalleşme eğitimi ile kolayca çözülebilir.

Doğumdan sonraki 7. ve 12. haftalar arasında yavru ile çok yumuşak ve eğlenceli bir şekilde oyun oynayarak ilk itaat komutları yavruya gösterilir. Yavru köpeğin genel karakteri 16. haftasına kadar gelişme gösterecek ve bu ana kadar aldığı sosyal öğrenimler köpeğin karakterini belirleyecek. Bu haftalar içersinde yavru köpeğiniz "Ana Okulu" eğitimindedir. Bir anaokulunda çocuklar nasıl oyuncakları ve arkadaşları ile oynayarak kendilerini hayata hazırlayacak birtakım bilgileri öğreniyorlarsa, biz de sevimli yavrumuza aynı şekilde davranarak onu hayata hazırlayacağız.

Köpeğiniz eve geldiğinde hemen ona bir tasma takın, tasma yoksa bir kurdele de kullanabilirsiniz. Yavru alışık olmadığı için ilk önce boynundaki bu tasmadan kurtulmaya çalışacak ve huzursuz görünecektir, telaşlanmanıza gerek yok kısa sürede alışacak ve onunla yaşamasını öğrenecek, sizin yapmanız gerek tek şey ise onu yatıştırmak ve rahatlatmak, kesinlikle yavru boyun tasmasına alışmadan sevk tasması ile onu yürütmeyi denemeyin. Boyun tasmasına alıştıktan sonra sevk tasmasını da alışması gerekecek.

Eğitime başlamadan önce ya da bunu düşünmeden önce kendimizi doğru çerçeve içinde değerlendirmeliyiz. Eğitime hazırlıklı mıyız, ruh halimiz ne durumda? Eğer bunları düşünürsek eğitimi hem siz hem de yeni sevimli yavrunuz açısından daha basit hale getiririz ve tamamen sevgi dolu bir anlayış ve yöntemler ile amacımıza ulaşırız. Eğitimde sevimli yavrunun yaramazlıkları ve hataları sizi hemen kızdıracak ve strese sokacak ise yavruya zarar verebilirsiniz ve karakterini zedeleyebilirsiniz. Yavruya göstereceğimiz davranışlar ne ise, yavruda bu davranışlara karşılık verecektir. Bu yüzden eğitim anında mutlaka pozitif yönde olmalı ve kalbiniz sevgi ile çarpmalıdır, hiçbir zaman kontrolünüzü ve heyecanınızı kaybetmemelisiniz. Eğitim ikiniz içinde eğlenceli olmalıdır, eğer yavru kendini öğrenmeye hazır hissetmiyor ve heyecansız davranıyor ise hiçbir şey öğrenemeyecektir, eğer siz de aynı durumda iseniz hiçbir şey öğretemeyeceksiniz demektir. Köpeğin geliştirmesini istediğimiz özelliklerine zarar verecek hareketlerden kaçınmalı ve köpeğimizi de bu hareketleri yapacak kişi ve olaylardan korumalıyız. Eğitime başlamadan önce neyi nasıl öğreteceğinizi kararlaştırmalısınız.

Genel eğitim için ana kural tutarlılık ve uyumdur, eğitim sizin düşündüğünüz gibi hızlı ve kolay olmayabilir.

Her komut için ayrı bir sözcük seçmeli ve sözcüğü her zaman aynı tonda ve yükseklikte kullanmalısınız. Ayrıca yine her komut için belirli bir işaret kullanmalısınız, örneğin "otur" komutunu verdiğiniz aynı anda kolunuzu yukarı kaldırabilir ya da başka bir hareket seçebilirsiniz, bu hareketi ise her komut verdiğiniz anda uygulamalısınız böylece yavrunun sadece sözcüklere değil işaretlerle de cevap vermesini sağlayabilirsiniz. Eğer her defasında değişik sözcükler kullanır veya hareketleri değiştirirseniz yavrunun kafası karışabilir, komuta cevap vermez veya geç cevap verebilir. Örneğin "gel" komutunu öğretirken yine aynı tonda ve işaretle bu komutu yavruya vermelisiniz, yavruya komutu verdiğiniz zaman yavrunun size gelmesini beklemelisiniz, uzağa giderseniz yavruya yanlış şeyler öğretebilirsiniz ve kafasının karışmasına sebep olursunuz. Yavru zaten size doğru istekli bir şekilde gelecektir, ancak siz onu yarı yolda durdurduğunuzda ya da siz ona doğru yöneldiğinizde yavru "gel" komutunun anlamını yarı yola kadar gelmek olduğunu ve bu kadarının yeterli olduğunu düşünecek, komuta tamamıyla cevap vermeyecek ya da komutu umursamayacaktır. Ayrıca uyguladığınız metodu eğitim boyunca kullanmalısınız bunun için doğru metot ile başlayın ve bu metot da değişiklikler yapmayın. Bu değişikler de yavrunun kafasını karıştırmak için yeterlidir. Evdeki her birey bu kuralı anlamalı ve komutları sizin uyguladığınız gibi uygulamalı ve köpeğe zarar verecek davranışlardan kaçınmalıdır. Aslında köpeğin eğitimi ile sadece bir kişinin ilgilenmesi diğer bireylerin ise size yardımcı olması daha iyi bir sonuç verecektir.

Yavruyu izleyerek davranışlarının ne anlama geldiğini, size ve komutlara nasıl cevap verdiğini anlamaya çalışın, köpeğiniz için doğru olan ödülü bulmaya çalışın. Bazı yavrular sizin sevginizi lezzetli bir yiyeceğe tercih ederler, bazıları ise yiyeceğe karşı iyi cevap verebilirler. En iyisi yiyeceği fazla kullanmadan ikisini birden uygulamaktır. Eğitim anında yavruyu kontrol altında tutmaya çalışır iken, eğitim sonrasında sözcüklerinize ve hareketlerinize dikkat edin. Eğitimin ilk zamanlarında köpeğinizin kontrol edemediğiniz hareketleri için komut vermekten kaçınınız. Eğitim anı boyunca köpeğiniz yanlış bir hareket yaptı ve siz yavruyu o an için yatıştıramıyor iseniz yavruya hiçbir komut vermeyiniz, bunun yerine yavruya yaklaşarak hareketi durdurun ancak köpeğin peşinden koşmayın, onu yakalamak için girişimde bulunmayın. Köpeğinize asla vurmayın ve bağırmayın, davranışlarımızı kontrol ederken ileriki zamanlarda eğitimi kodifiye edeceğiz ve köpeği kontrol altına almak için zamanla sesimizi yükselteceğiz.

Eğitim anlarını kısa tutmalısınız, köpekler özellikle yavrular eğitime gösterdikleri dikkatlerini uzun süre koruyamamakta ve kısa süre içinde sıkılmaktadırlar bu an içerisinde dikkatlerini başka bir olay için yoğunlaştırır ve komutlarınıza cevap vermek istemezler.

Doğal ve özgür hayatında bile bir kelebeği beş dakika veya daha az bir zaman içerisinde takip eder, sonra bu oyundan sıkılarak dikkatini başka bir yöne örneğin bir kuşa yönelterek onu takip etmeye başlar. Eğitim için şu kural geçerlidir "Köpek çabuk ateşlenir ama hızla ilgisini kaybeder". Unutmayın eğitim köpek için her zaman heyecanlı ve eğlenceli olmalıdır. Bu yüzden eğitim süreleriniz ilk başlarda 5 dakika iken ileriki günlerde 10-15 dakika sınırını aşmamalıdır.10-15 dakikalık eğitim erişkin köpekler içinde sınırdır. Bu süreyi aşar ve köpeğinizi sıkıntıya sokar iseniz köpeği eğitimden soğutur ve komutların geriye yürümesine sebep olabilirsiniz ve gelecekteki eğitim dönemleri için de köpeğe yanlış ipuçları verebilirsiniz. En iyisi köpeği eğitim döneminin başlangıcı içinde yavruyu gürültülü ve yavrunun ilgisini dağıtacak diğer ortamlardan minimum uzak tutarak eğitmelisiniz ki yavrunun ilgisi üzerinizde olsun. Yavru komutlara cevap vermeye başlayınca onu ilgisini dağıtacak yerlere götüreceğiz ve burada eğitime devam edeceğiz.

Bazı zamanlar dönemlerinden farklı olarak köpeğinizin kendini rahat hissetçiği anda ek olarak eğitime zaman ayırabilirsiniz. Ayrıca gün içinde olan fırsatlar içinde de komutları tekrarlamalısınız. Bu fırsatlar özellikle yavruyu besleyeceğiniz anlar olacaktır. Aç olan yavru köpeğiniz mama kabına koyulan mamanın sesini duyunca size doğu gelecektir, bu anda sizde "gel" komutunu kullanabilirsiniz, yavruya yemeğini sunmadan önce mama kabını biraz yüksekte tutar iseniz yavru oturacaktır bu an içinde de "otur" komutunu kullanabilirsiniz. Gün içinde köpeğin içgüdüsünü kullanarak yaptığı hareketleri de takip ederek, o an içinde seçtiğiniz sözcükleri kullanarak yavrunun yeni sözcükler öğrenmesine olanak tanıyabilirsiniz. Örneğin yavru tuvaletini yaparken, seçtiğiniz bir sözcüğü yavru ile göz temasını korurken tekrarlarsanız yavru köpeğiniz ileride, kullandığınız sözcüğü duyunca tuvaletini yapacaktır, tabii ihtiyacı olduğu zamanlarda.

Ödül ise oldukça önemlidir. Yalnız eğitim anında köpeğe fazla ödül vermekten kaçınmalısınız. Ödül eğitimde köpeği teşvik etmek ve hareketlerinin doğru olduğunu anlatmak için verilir. Yukarı da değindiğim gibi köpeğimize çeşitli şekillerde ödül verebiliriz. Bazılarımız sadece yiyecek veririz, bazen "Aferin" ve "Güzel köpek" sözcüklerini kullanırız, bazı zamanlar ise ki en çok kullandığımız olanı köpeğimize dokunduğumuz ve onu sevdiğimiz anlardır.Bu yöntemlerin yiyecek hariç hepsi de iyi çalışır çünkü hepsi o an yavruya iyi yolda olduğunu anlatır ve sevimli yavrumuz hareket ile ödül arasında bağlantı kurarak bir daha ki sefere ödül almak için ne yapacağını anlamaya başlar.Burada önemli olan yavrunun yalnızca doğru hareketleri karşılığında ödül aldığını fark etmesidir.Köpeğimize aşılamamız gereken "Sen şimdi doğru şeyler yapıyorsun ve bundan oldukça mutluyum bu yüzden seni seviyorum ve ödüllendiriyorum" olmalıdır.Köpeği severek ödüllendirmemiz onun için en büyük ödüldür,ama yavrunun sevgiyi ödül olarak alması için her zaman köpeğimizi sevmememiz gerekir. Köpeğiniz doğru bir hareket yaptı ve siz onu vakit geçirmeden ödüllendirmek istiyorsunuz hemen köpeğinizle övgü dolu ses tonu ve sözcükler ile konuşun ve onun kulak arkasını, sırtının kalçaya yakın kısmını, çene altını ve göğsünü kaşırmış gibi sevmeye başlayın. Bu noktalara dokunmamızın bir anlamı var elbette, köpek bu noktalara ulaşamamakta ve sevdiği bir kişinin bu noktalara dokunmasından ve kaşımasından memnun olmaktadır. Yavru veya erişkin köpeğiniz bu tipte bir ödül için bazen yanınıza gelir ve sizden biraz kendisini kaşımanızı isteyebilir.

Her eğitim dönemi köpeğin eğitime hala istekli olduğu an ve en iyi yaptığı hareket ve ödül ile bitirilmeli ki yavru diğer bir seansa yine mutlu başlasın ve eğitimin eğlenceli olduğunu düşünsün. Eğer yavruya kızarak eğitimi sonlandırır isek yavru eğitime karşı cephe alabilir ve bu anlardan hoşlanmaz ayrıca sahibinin isteğini yapamadığı için üzülür.

Köpek, sahibinin neşeli olduğu ve kendisine sevgi, ilgi gösterdiği zamanlar mutlu olur. Eğitim anında ve sonundaki ruh halimiz onun için çok önemlidir.

Sosyal Yavru

Yavru köpeğiniz tamamıyla sosyal bir köpek olmalı ve davranış sorunları bulunmamalı. Bu yüzden İleride sorunsuz bir köpek sahibi olmak istiyorsanız sosyalleşme eğitimine oldukça önem vermelisiniz. Bu konu ile ilgili bilgileri sosyalleşme eğitiminin anlatıldığı sayfalarda bulabilirsiniz.

Sevk Tasması İle Yürüme

Yavru tamamıyla boyun tasmasına alıştıktan sonra sevk tasmasını kullanarak birlikte yürüyebilirsiniz. Yine yavrunun alışması için ona zaman vermelisiniz. Yavru geride kaldığı veya yürümek istemediği zamanlarda onu çekiştirmeyin. Elinizde köpeğinizin sevdiği yiyeceklerden ve oyuncaklardan bulundurarak köpeğinizi size gelmesi için teşvik edin, yavru yanınıza geldiği anda bolca ödüllendirin. Kısa bir zaman sonra sevk tasmasını çıkararak oyun oynayın ve daha sonra tekrar tasmasını takın. Dikkat edeceğiniz nokta hiçbir zaman yavrunun tasmayı oyun oynamak için ısırmasına izin vermemek. Sevk tasmasını köpeğinizin hayatı boyunca kullanacaksınız. Ayrıca temel itaat eğitiminde köpek tasma ile eğitimine başlayacak ve hataları tasma ile düzeltilecek, bu yüzden sevk tasması onun için bir oyun aracı değil tam aksine itaat anlamı taşımalı.

Kemirme.

Bütün köpek yavruları bir şeyler kemirmeye bayılır. Bu şeyler ayakkabılarınız, terlikleriniz hatta halınızın ve koltuğunuzun köşesi olabilir. Yavru köpekler keşfetmek için duyu organlarını kullanırlar. Eğer yeni bir şey ile karşılaşır iseler ilk önce koku duyularını harekete geçirirler, daha sonra ise bu eşyanın tadına bakmak isterler. İşte ne olursa burada olur ve bazı eşyalarınız yavrunun keşfetme isteğinin kurbanı olur. Kemirmenin diğer bir sebebi de aynen bebeklerde olan dişeti kaşıntısıdır bu kaşınma süt dişlerini kaybeden ve yerine kalıcı dişeri çıkmaya başlayan 4-5 aylık yavrularda görülür.

Yavrunun bu davranışını çok kolay önleyebilir ve eşyalarınızı daha uzun yıllar koruyabilirsiniz. Eğer yavrunun bir şeyler kemirdiğini görür iseniz hemen yavrunun yanına giderek "Hayır" sözcüğünü kullanın ve ona kemirmesi gereken şeylerin oyuncakları olduğunu anlatın. Hemen oyuncağını köpeğe sunarak onunla heyecanlı bir şekilde oynamasını sağlayın. Amacımız burada ilgisini eşyalarımızın üzerinden alıp oyuncağa yönlenmesini sağlamaktır. Gün içinde yavruya vakit harcatacak olan kemikleri de unutmamalısınız. Dikkat edeceğiniz bir nokta yavrunun kemirdiğini gördünüz an onu engellemektir. Eğer yavru bir eşyayı 5-10 dakika önce kemirmiş ve şu an size masumca bakıyor ise ona kızmanızın ve ceza vermenizin hiçbir anlamı olmayacaktır. Bir başka nokta ise yavrunun sizin ile oyun oynamasına izin vermemektir yani şu şekilde, diyelim ki yavru terliğinizi ısırmış ve keyiflice bu terliği kemirmekte siz durumu fark ettiniz ve terliği elinden almak için yanına gittiniz bu arada köpeğiniz terliği de alarak evde koşuşturmaya başladı ve bir yerlere saklandı. Eğer sizde bu koşuşturmaya katılıp yavruyu yakalamak isterseniz siz de yavrunun bu oyununa katılmış oluyorsunuz, tabii yavru ise sizinde oyuna katılmanızın heyecanı içinde oluyor. Eğer yavru böyle bir hareket yapar ise peşinden koşmayın ve onu yakalamaya çalışmayın. Tam aksine köpeğin sevdiği oyuncağı yerinden çıkararak köpeğe gösterin ve yanınıza gelmesi için onunla sakin bir ses tonu ile konuşun yavru yanınıza geldiği anda onu yeni oyuncağı ile ödüllendirin ve sevin terliği ise yavrunun ulaşamayacağı bir yere kaldırın ve bir daha yerde bırakmayın.

Isırma

Yavrunun en çok hoşlandığı şeylerden biri de ısırmaktır. Elinizi veya elbiselerinizi doymak bilmeyen bir hırs ile ısırır. Buna kesinlikle izin vermemelisiniz. Çünkü elinizi ısırarak köpeğiniz sizinle küçük bir liderlik yarışına girmiş ve gücünü size oyun ile karışık olarak kabul ettirmek istiyor. Kardeşleri arasında da böyle oyunlar oynamıştı, ilk önce küçük ısırış oyunları ile oynayan kardeşler bir anda sertleşirler ve küçük bir kavgaya başlarlar.Bu an içerisinde gücünü diğer üyeye kabul ettiren kardeş artık onun üstü durumundadır,diğer kardeş ise bu üyeye boyun eğer.İşte köpeğiniz sizin elinizi ısırmak ile bu oyunun devamını sizinle oynamaktadır.

Hem bu yüzden hem de insanları ısırmanın kötü bir şey olduğunu öğretmek için köpeğinizin elinizi ısırmasına kesinlikle izin vermemelisiniz.Köpek eliniz yerine oyuncakları ile oynamalıdır.Köpek oyun esnasında elinizi ısırdığında "Hayır" sözcüğünü fazla sert olmadan kullanın ve köpeğin burnuna işaret parmağınız ile küçük bir vuruş yapın, ayağa kalkın ve oyunu kesin, yavrunun bu işin ne kadar eğlenceli olduğuna dair düşüncelerine fırsat vermeyin. Eğer yavru oyuna devam etmek istiyor ve eskisinden daha hırçın bir biçimde elinizi ısırmak istiyor ise onu hemen kafesine veya kutusuna götürün ve ağlamasına cevap vermeyin. Yavru yatıştığı zaman ise onunla tekrar oyun oynayabilirsiniz.






Köpeğinizi Eğitime Vermeden Önce Dikkat linkimizi okumak için mutlaka tıklayınız.
Veteriner Klinikleri
Pet Hayvanlarına Kanun Gereği Mikroçip Takılacak
Köpeğin Sahibinden 10 Ricası
Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi
Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi
Hayvan Hakları Koruma Kanunu

Kampanya ve Duyurulardan Haberdar Olmak İçin Haber Listemize Katılın...
Yandex.Metrica